Yumurtadan Çıkan Cinsiyetçilik: Oyuncaklar ve Toplumsal Roller

Oyun, oyuncak ve çocuk kavramlarını birbirinden ayrı olarak düşünmek mümkün değil. Tarihsel anlamda düşünüldüğü zaman oyuncak neredeyse 4 bin yıldan daha eski bir zamanla ilişkilendirilebilecek bir olgu.

Kayseri’de bulunan tarihi kent Kültepe Kaniş-Karum’dan çıkarılmış olan 4000 yıllık bir çıngırak. Dünyanın en eski oyuncaklarından biri olarak kabul ediliyor.

Oyuncağın tarihini bu kadar eskiye dayandırabiliyor olmamıza karşın sanayi devrimi, ve özellikle II. Dünya savaşı sonrasından sonraki dönemi bir düzeyde daha farklı kategorize etmek mümkün. Bu dönem öncesinde oyuncak her birey ya da yetişkin (anne-baba) tarafından imal edilen, çevreden erişilebilen doğal malzemelerle üretilen bir üründü. Dolayısıyla her oyuncak yetişkinin ya da çocuğun özgün olarak ürettiği, kendince ortaya koyduğu bir üründü. Buna paralel olarak oyuncak oyun süreçlerine dahil olmasının yanı sıra, henüz üretim aşamasında dahi bireyi geliştiren bir nitelikteydi. Ancak oyuncakların fabrikalarda seri üretimle üretildiği günümüz dünyasına baktığımız zaman oyuncaklar yetişkinler tarafından tasarlanmış, genellikle çocuğun yaratıcılığını desteklemeyen, hatta çoğunlukla cinsiyetçi mesajlar içeren, eril kültürün bir parçası, özellikle erkekler için tasarlanmış oyuncaklarda şiddeti legalize eden bir kimliktedir. 

Bu yazımızda market rafında ilk gördüğüm an beni fazlaca şaşırtan Kinder Joy üzerinden oyuncakların toplumsal cinsiyet rollerine nasıl etkilerde bulunduğuna değinmeye çalışacağım.

Kinder Joy ve Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Çocuğa Dayatılması

21. yüzyıl birçok konuda olduğu gibi çocuk yetiştirme tarzlarında da ciddi değişikliklerin olduğu bir dönem oldu. Geçmişte pasif, adına kararlar alınan, seçim hakkı verilmeyen çocuklar, 21. yüzyılda kendi kıyafetlerini, oyuncaklarını kendi seçen ve buna paralel olarak neoliberal kimlik ekseninde tüketici birer organizma haline dönüştüler. Şüphesiz ki çocukların seçim hakkına sahip olmaları sevindirici bir gelişme, ancak bu seçimlerin yalnızca tüketim eksenli oluşu oyuncak, çocuk modası gibi sektörleri besliyor oluşu ve çocuğun bir müşteri haline dönüştürülmesi bir o kadar endişe verici bir durumdur.

Bahse konu oyuncak şirketleri de müşteri çocuk profilini etki altına alacak, dolayısıyla satışlarını artıracak çeşitli reklamcılık stratejileri kullanırlar. Sanıyorum ki bunlardan en temel ve belirgin olanı oyuncaklara çeşitli cinsiyet rolleri yüklemek (renk, içerik veya mesajlarla) ve bu yolla çocukların ilgilerini kullanmaktır. Anlaşılan o ki Kinder de çocukların cinsiyetlerini ön plana çıkaran oyuncaklara olan ilgisinin farkında ve bunu bir satış artırma aracı olarak kullanıyor. Bu yöntem Kinder’in satış rakamlarını ne düzeyde artırdı bilinmez ancak geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin sürdürülmesinde ciddi rol oynadığı kesin.

Oyuncak şirketleri oyuncaklara entegre ettikleri bu tip mesajlarla bir yandan tüketici çocuk tipini etkileri altına alıp karar alma mekanizmaları üzerinde söz sahibi olurken bir yandan da toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretimine ya da sürdürülmesine katkıda bulunurlar. Oyuncak endüstrisinde bu durum oyuncakların kız-erkek cinsiyetlerine özel olarak kategorize edilmesi, bu kategorizasyonda kız çocuklarına prenses, ev kadını, yaşamı düzenleyen, itaatkar, bakımlı gibi roller biçilirken, erkek çocuklarına mücadeleci, savaşan, etkisi altına alan, güçlü gibi egemen geleneksel rollerin biçilmesi şeklindedir. 

Erkeklere özel olan paketten çıkan resim. Ciddi bir erkek, tüm dikkati ile kriket oynuyor.
Kızlara özel olan paketten çıkan resim.

Almış olduğum Kinder Joy’lardan “erkeklere özel” olan yumurtada bir kriket oyuncusu figürü var ve bu kriket oyuncusu olanca ciddiyeti ile resmedilmiş, yapmış olduğu işin gerçek yaşamda bir karşılığı var. Buna karşın “kızlara özel” olan paketten çıkan oyuncak ise oldukça renkli, oyuncak dünyasında kız çocuklarına çekici vurgular yaratan çiçek desenli bir topaç. Bu topaçtan çıkan görselde ise kız çocukları güleryüzlü bir imajla resmedilmiş.

Şüphesiz ki benim aldığım paketlerden çıkan görseller üzerinden geniş bir yargıya varmak mümkün değildir. Ancak yalnızca oyuncakların kız-erkek şeklinde kategorize edilmesinin dahi çeşitli sorunların sürdürülmesinde önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum.

Cinsiyetçi oyuncaklara neden karşı çıkmalıyız?

Her ne kadar 2000’li yıllar çeşitli feminist hareketlerin güçlendiği, modern toplumlarda kadın-erkek rollerinin kısmen yeniden biçimlendiği bir zaman aralığı olsa da çeşitli meslek gruplarında, iş alanlarında, yönetim kadrolarında, politikada yoğun bir şekilde erkek egemenliği hissediliyor.

Geleneksel cinsiyetçi kalıp rollerin sürdürülmesini sağlayan oyuncaklar kadınları daha çok ev içi roller, annelik, bakımı ve güzel olma gibi rollere hazırlarken  kız çocuklarının gelecekte daha pasif roller üstlenmelerine sebep oluyor.

Kadınların daha güçlü olduğu, kadın erkek eşitliğinin toplumda tam anlamıyla karşılığını bulduğu bir dünya yaratmak istiyorsak işe oyuncaklardan başlayabiliriz! Ayşe bir kriket oyuncusu olabilir, elbette ki Mustafa da bir okul öncesi öğretmeni.

Bu gönderiyi paylaş:

Mustafa Özkara

Dokuz Eylül Üniversitesi, Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde Özel Eğitim Öğretmenliği lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde Özel Eğitim yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir