Tam Öğrenme Modeli ve Yetenek Gelişimi

Üstün zeka ve özel yetenek söz konusu olduğu zaman, toplumda üstün zeka veya özel yeteneği oluşturan becerilerin genellikle anlık ya da doğuştan gelen bir edimine yönelik bir algı vardır. Bu kapsamda üstün zeka ve özel yeteneğe toplumsal olarak yüklenmiş olan kimi kelimeler (İngilizce’de üstün zekayı ifade eden “gifted” kelimesi, Türkçe’de özel yetenekler için kullanılan “Allah vergisi” gibi) de bireyin rolünü yok sayan ya da bir başka ögeye ağırlık veren niteliktedir. Oysa ki üstün zeka ve özel yeteneğin oluşumunda ve gelişiminde kalıtımın rolü yadsınamaz olmakla birlikte, bireyin uzun süreli aktivitesi, çalışması, uygun psikolojik ve fizyolojik şartlar ile çevrelenmiş olması gereklidir.

Üstün zeka ve özel yeteneğin kalıtımsal olarak edinilen, ya da kısa bir zaman aralığında ait bir olgu olarak algılanmasının eğitimciler perspektifinden iki yönlü olumsuz sonucu vardır. Böyle bir bakış açısına sahip olan öğretmenler en temelde zekanın ve yeteneğin geliştirilmesinde bireyin rolünü neredeyse yok sayan bir profile sahip olacaklardır. Bu düşünme biçimi zihinsel yetersiz bir birey ile çalışan bir öğretmen göz önünde bulundurulduğunda, bu bireyin öğrenme becerilerinin sınırlı olduğu, öğrenmelerinin de hiçbir zaman özel gereksinimli olmayan öğrenciler düzeyine ulaşmayacağı gibi doğru olmayan bir bakış açısına doğru gidecektir. Yine bu düşünme biçimi üstün zeka, özel yetenek bağlamında düşünüldüğü zaman, bireylerin doğuştan bu yeteneklere sahip oldukları, dolayısıyla bu becerilerin doğal gelişiminin onlar için yeterli olacağı gibi bir noktaya ulaşılacaktır. Bu düşünme biçimi şüphesiz ki tahmin ettiğimizden yaygındır ve hem zihinsel yetersizliğe sahip, hem de üstün zekalı/özel yetenekli bireylerinin potansiyellerini gerçekleştirmelerinin önünde büyük bir engel olarak varlığını sürdürmektedir.

Zekanın değişmez bir olgu olarak algılanışı eğitim tarihinde geleneksel ve eski bir fikir olarak algılanıyor ve birçok modern bulgu ile yetersiz olduğu kabul edilmiş olsa da günümüzde toplumların düşüncelerinin ve dolayısıyla öğretmen algılarının temelinde varlığını sürdürmektedir. Bu bağlamda zekanın değişmez ve büyük ölçüde geliştirilemez bir olgu oluşuna tepkisel yaklaşan kuramlardan en önemlilerinden birisi Amerikalı eğitim psikoloğu Benjamin Bloom’un Tam Öğrenme Modelidir. Bu yazının kapsamını da büyük ölçüde Bloom’un zeka/yetenek perspektifi ve Tam Öğrenme Modeli oluşturacaktır.

Benjamin Bloom

Tam Öğrenme Modeli okulun öğretmeyi amaçladığı bilgi ve becerilerin öğrenciye gerekli şartlar sunulduğu zaman, tüm öğrenciler tarafından edinilebileceği üzerinde duran bir modeldir. (Özder, 2000) Bu bağlamda tam öğrenme kuramı öğrenme sorumluluğunu bireye vermesi, ve öğretmene de gerekli düzenlemeleri yapma sorumluluğu vermesi ile etkileşimci ve modern bir kuramdır. Bloom’a göre öğrencilerin öğrenme konusundaki eksiklikleri bir sonraki basamağa geçmelerini engellemektedir. Bu sebeple bireyin öğrenme eksiklikleri tespit edilmeli, ve bu eksikliklerin telafisi sağlanarak bir sonraki basamağa geçmeleri sağlanmalıdır.

Bloom’un Tam Öğrenme Modeli büyük ölçüde Caroll’un Okulda Öğrenme Modeli’ni esas alıyor ve temel aldığı fikirler eğitim tarihinde yeni olsa da öğrenme-öğretme sürecini sistemli bir şekilde bir araya getiren bir modeldir. Bloom, modelinin değişkenlerini üç temel aşamada belirtmiştir. Bunlar, öğrenci nitelikleri (bilişsel giriş davranışları, duyuşsal giriş özellikleri), öğretim hizmetinin niteliği (ipuçları, öğrencinin katılımı, pekiştirmeler, dönüt/düzeltmeler), ve öğrenme ürünleridir. (Senemoğlu, 1987) Bu bağlamda Bloom, iyi yapılandırılmış bir okul, etkili değerlendirme ve bu değerlendirme ürünlerinin sonucu olarak eksiklerin tamamlandığı bir ortam ortaya koymaktadır.

Bloom’un Tam Öğrenme Modeli’ne kaynaklık eden ve yetenek hakkındaki görüşlerinin anlaşılması için İnsan Nitelikleri ve Okulda Öğrenme (1979) kitabındaki görüşleri oldukça önemlidir. Bu bölümde Bloom büyük ölçüde her bireyin gerekli olanaklar dahilinde yeteneklerinin geliştirilebileceğini, yeteneğin kendiliğinden varolan ve gelişen bir şey olmadığını, ve bu becerilerin gelişimi için uzun ve meşakkatli bir eğitim sürecinin olması gerektiğini vurgulamıştır.

Sonuç olarak, Bloom’un fikirleri perspektifinden bakıldığı zaman, eğer uygun ortamlar sağlanır, bireye gerekli dönütler verilirse, her öğrenci yeteneğini en iyi düzeyde geliştirebilme olanağını bulur. Bu noktada öğretim programlarının iyi tasarlanması ve program uygulayıcıların öğrenci bireyselliğini göz önünde bulundurarak programları öğrenci düzey ve gereksinimlerine göre adapte etmeleri (öğrenciye ihtiyaç duydukları koşulları sağlayarak) bireylerin en iyi performansa ulaşmaları için önemli bir unsur olarak görülmektedir.

KAYNAKLAR:

Özder, Hasan. (2000); Tam Öğrenmeye Dayalı İşbirlikli Öğrenme Modelinin Etkililiği, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 19 : 114 - 121 [2000]

Senemoğlu, Nuray (1987); Tam Öğrenme Modeli- Yararları ve Sınırlılıkları. Eğitim ve Bilim Cilt: 12, Sayı:66. S:28-34.

Bloom, Benjamin (1979); İnsan Nitelikleri ve Okulda Öğrenme, Milli Eğitim Basımevi : S:250-253.
Bu gönderiyi paylaş:

Mustafa Özkara

Dokuz Eylül Üniversitesi, Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde Özel Eğitim Öğretmenliği lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde Özel Eğitim yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir