Anemi, nedenleri, belirtileri ve türleri

Halk arasında kansızlık olarak da bilinen anemi, bir kan hastalığıdır. Çevresel faktörlerden kaynaklanabildiği gibi genetik faktörlerden de kaynaklanabilir. Türkiye’de nedense basit, önemsenmesi gerekmeyen bir durummuş gibi algılanan anemi, aslında neden olduğunu bilmediğiniz birtakım belirtilerin kökeni olabilir.

Anemi Belirtileri

Anemi belirtilerinden bazıları, cilt problemleri, tırnak kırılması, kol ve bacaklarda nedeni belirsiz morarmalar, saç dökülmesi, gözaltı morlukları, yorgunluk ve iştahsızlık sayılabilir.

Anemi basit belirtilerin yanında çok daha mühim bazı durumların da habercisi olabilir. Anemi damarlardan dokulara yeterli miktardan kan hücresi gönderilmediğinde veya gönderilen kan hücrelerinin yapısal veya biçimsel bozukluğunda ortaya çıkar. Üç çeşit kan hücresi vardır. Bunlar; alyuvarlar (eritrosit), akyuvarlar (lokosit) ve plateletlerdir (trombosit). Kan hastalıkları bu hücrelerdeki veya üretimlerindeki bozukluklardan kaynaklanır.

Aneminin çeşitleri vardır. Bazı anemiler hafif belirtilere sebep olurken hastanın yaşam kalitesini çok fazla düşürmezken, bazı anemi çeşitlerinin tedavisi şarttır ve hastanın yaşam kalitesi büyük ölçüde düşer.

Demir Eksikliğine Bağlı Anemi

Dünya genelinde kadınların 20%si, hamile kadınların 50%si, erkeklerin ise 3%u demir eksikliğine bağlı anemiden şikayet etmektelerdir. Türkiye’de en sık görülen anemi çeşitlerindendir. Ülkemiz en çok çay içilen ülkeler listesinde Çin’i ve hatta İngiltere’yi de geride bırakarak birinci sırada yer almaktadır. Bu kadar çok siyah çay tüketimi, özellikle de yemeklerden sonra tüketilen çay, belli miktarda demir eksikliğine sebep olur. Bunun sebebi çayın içindeki “tanen’’ adı verilen bir kimyasalın gıda yoluyla alınan demirin emilimini olumsuz etkilemesidir. Çayınızı yemekten hemen sonra içmeyerek demir eksikliğine bağlı anemi etkisinden korunabilirsiniz. Tenenler yalnız siyah çayda değil yeşil çayda ve baklada da bulunur.

Kişi besinlerden yeterince demir alamazsa, alyuvarlarında üretilecek olan hemoglobin adı verilen önemli bir bileşik yeterli miktarda üretilemez. Çay örneğinde olduğu gibi, yemeklerinden demiri alsa bile farkında olmadan bu demiri kulllanılmaz hale getirebilir. Bir başka örnekte kişi demirce zengin bir besin olan ıspanağı et veya kıyma ile birlikte yerse, ıspanaktan alacağı demirin çoğunu kaybeder. Bunun sebebi demirin et proteinine bağlanmasıdır.

Hemoglobin içeriğindeki demir elementi sayesinde kana kırmızı rengini verir ve görevi damarlardan dokulara oradan da organlara oksijen taşınmasıdır. Akciğerlere alınan oksijen kana karışır ve alyuvarlardaki hemoglobine bağlanır böylece karmaşık, bir o kadar da insan vücudu için mucizevi bir eylem olan kan dolaşımı ve oksijen iletimi sağlanmış olur. Hemoglobin bizim yaşamsal kaynağımızdır, doku ve organlarımızın nefes alma şeklidir.

Demir eksikliğine bağlı anemi belirtileri

Demir eksikliğine bağlı görülen aneminin yarattığı sorunlar eksikliğin miktarına bağlı olarak hafif semptomlardan ağır şiddetli semptomlara kadar değişim gösterir. Demir eksikliğine bağlı anemi eksik veya yanlış beslenmenin yanı sıra polip, ülser, şiddetli menstrual kanamalar (adet), uzun süreli iltihap ilacı kullanımı gibi sebeplerden de oluşabilir. Ağır semptomlara sahip hastalar hemen doktora başvururken hafif semptomlara sahip anemi hastaları bu durumu geçiştirmektelerdir. Halbuki bu hastalar basit bir tedaviyle, deneyimledikleri birçok ufak çaplı sağlık sorununu da çözebilirler. Demir eksikliğine bağlı aneminin belirtileri arasında:

Yorgunluk, soluk ten, soğuk el ve ayaklar, parmaklarda ve eklem bölgelerinde kramp, güçsüz tırnaklar, saç dökülmesi, iştahsızlık, sık sık ağız içinde yara görülmesi sayılabilir. Bazı durumlarda göğüs ağrısı, çarpıntı, yetersiz nefes alımı, baş ağrısı, bulanık görme hatta buz veya kum yeme isteği de görülebilir. Kansızlığın yalnız fizyolojik değil ayrıca psikolojik etkileri de vardır. Örneğin kansızlık yaşayan kişiler eskiye göre daha sınırlı olabilirler veya dikkat bozukluğundan yakınabilirler. Hatta sık sık üşütmelerinin, grip olmalarının sebebi de kansızlık olabilir.

Kansızlık yalnızca alyuvarları değil akyuvarları da etkiler ve vücudun bağışıklık sistemi zayıflar. Bu durumda kişi diğer hastalıklara da açık hale gelir.

Bir kişiyi ele alalım, öyle ki bu kişi yıllardır kırılgan tırnaklara sahip, bazen ayak parmaklarına kramp giriyor, yıllardır akne tedavisi olmasına rağmen, kremlere ve doktorlara o kadar emek ve para harcamasına rağmen bu sorunu bir türlü çözemiyor, veya saç dökülmesi yaşıyor. Ne kadar krem, şampuan kullanırsa kullansın eğer bunlar aneminin semptomları ise, sorunu içeriden çözmeden dışarıdan tedavi edemezsiniz. Bu gibi semptomlara sahipseniz, basit bir kan ölçümüyle durumu teşhis ettirebilir ve tedavisine başlayabilirsiniz. Aşağıdaki resim demir eksikliğine sahip hastaların genelinde görülen iki semptomu göstermektedir.

Demir eksikliğine bağlı anemiyi engellemek adına demir içeriği yüksek gıdaları diyetinize sokabilirsiniz. Demirce zengin başlıca hayvansal gıdalar arasında ciğer, kırmızı et, tavuk, hindi, somon, ton balığı ve midye; bitkisel gıdalar arasında ise ıspanak, mercimek ve bezelye yer alır.

Vitamin Eksikliğinde Oluşan Anemi

Bazı vitaminler kan yapımında önemli rol oynarlar. B12 vitamini bunlardan biridir. B12 vitamini alyuvarların kemik iliğinden üretiminde rol oynar. Eksikliğinde kansızlık görülür. B12 vitamini eksikliği yalnız kansızlık değil başka birçok soruna da yol açabildiğinden tedavi edilmesi gerekir. Ayrıca eksikliğin sebebinin de araştırılması doğru olacaktır. B12 vitamini emilimi mide, pancreas ve ince bağırsağın fonksiyonlarını tam olarak yerine getirilmesi ile olur. Eksikliğinde bu bölgelerdeki rahatsızlıklara da işaret edebilir. B12 gibi folik asit de vücudun alyuvar üretebilmesi için gerekli olan bir maddedir.

Özellikle hamilelik döneminde folik asit eksikliği görülür ve başta hamileler olmak üzere eksiklik yaşayan herkesin teşhisin ardından vitamin takviyesi almaları gerekir.

Anemi ve C vitamini kaynakları

Vücudumuz için bir başka önemli vitamin olan C vitamini kemiklerde, dişlerde, diş etlerinde, ligamentler ve kan damarlarındaki vücut hücrelerinin büyümesini ve hücrelerin yapılarının korunmasında görev almaktadır. Bunların yanı sıra demir ve kalsiyumun vücutta emilimi ve kullanımında da görev alıyor. Yani kansızlık için tedavi oluyorsanız fakat yeterli C vitamini almıyorsanız yeteri kadar etki göremeyebilirsniz. C vitamini yalnız kana değil, vücudun bağışıklık sistemini arttırarak kansere karşı koruyor, sınır sistemini ve hormone işleyişini dengeleyerek stresi azaltıyor, antioksidan özelliği ile yaşlılığı geciktiriyor. Günlük C vitamini alımı önerileri 60-75 mg arasında gösterilirken günümüzde bu miktarın 100-200 mg’a çıkartılması yönünde uzmanlar uyarıyor.

C vitamini özellikle kuşburnu, turunçgiller, maydanoz, aşma yaprağı, çilek, domates, karpuz, kırmızı dolmalık biber, brokoli ,karnabahar, havuç, roka, tere, kuru soğan, ıspanak ve lahanada bol bulunuyor. B12 vitamini süt, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri, ciğer ve kırmızı ette bol bulunuyor. Folik asit ise köyü yapraklı sebzeler, brokoli, pancar, bamya, turunçgiller, avokado, kuruyemiş, kereviz, bezelye, fasulye ve karnabaharda bulunuyor.

Burada önemli nokta bu besinlerden en iyi verimle folik asit alınabilmesi için besinlerin buharda pişirilmesi gerekmektedir. Özellikle hamileliğin ilk dört haftasında olanların, emzirenlerin, sigara kullananların ve anemilerin folik asit desteği alması gerekmektedir. Folik asit, eksikliğinde uykusuzluk, depresyon, zihinsel ve fiziksel yorgunluk ile dışı saran dokularda sorunlar görülebilir.

Hemolitik Anemi

Çeşitli sebeplerden normal ömürlerini tamamlamadan önce kan hücreleri yıkılmaya başlar. Kalıtsal veya çevresel olabilir. Birçok anemi çeşidi hemolitik anemiyi de beraberinde getirir çünkü yaratılan anormallikler kan hücrelerinin erken yıkımına sebep olabilir, örneğin; orak hücreli anemi, Akdeniz anemisi. Hastalarda sarılık, solukluk, karaciğer ve dalak büyüklüğü görülür. Otoimmün hemolitik anemide kişinin bağışıklık sistemi kendi kan hücrelerine saldırır. Bunun yanı sıra penisilin gibi bazı ilaçlar da hemolitik anemiye sebep olabilir.

Orak Hücreli Anemi

Orak hücreli anemi kalıtımsal olarak aktarılan bir kırmızı kan hücresi hastalığıdır. Kalıtımsal taşıyıcılığı Türkiye genelinde % 0.3-0.6 arasında olmakla birlikte Çukurova taraflarında bu oran %3-4.4’e ulaşmaktadır. Bu hastaların kanları, normalde olması gerektiği gibi yassı ve bükülebilir değil orağa benzer şekilli bükülemez ve serttir.

Kırmızı kan hücrelerimiz, içerisinde bulunan oksijeni dokulara aktarmakla görevlidirler. Bu hücrelerin bazen kılcal damarlar gibi çok küçük damarlardan da geçebilmeleri gerekir. İşte bunu gerçekleştirebilmek için alyuvarlar sıkıştırılabilir, şekil değiştirir ve yassılığı sayesinde boyutunu küçültür. Orak hücreler ise şekilleri ve yapıları dolayısıyla bükülemezler ve bu sebeple bazı dokulara yeterli miktarda kan ve oksijen ulaşmaz. Orak hücreli anemi oldukça ciddi bir kan hastalığıdır.

Hastalar şu semptomlardan yakınır: gelişme geriliği ve gecikmiş puberte, kemik komplikasyonları, kalp yetersizliği, akciğer hastalığı, böbrek, göz, kulak komplikasyonları, cilt hastalıkları.

Akdeniz Anemisi (Talasemi)

Genetik bir hastalık olup, anne veya babadan birinin taşıyıcı olması durumunda meydana gelebilir. İkisinin de taşıyıcı olması durumunda major talasemi ortaya çıkar. Major olanı intermediate seviyesine kıyasla çok daha ciddidir ve bu hastaların çok acil tedavi edilmesi gerekir.

Hastalığın oluşma sebebi hemoglobin üretimi ile ilgile genlerin birinde yaşanan sorun veya mutasyondur. Major anemi görülen hastalar tedavi edilmezlerse ilk on yıl içinde ölümle karşılaşabilirler. Major Talaseminin tedavisi düzenli kan transfüzyonu yolu ile olur. Akdeniz Anemisi taşıyıcılığına sahip bireylerin çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde bu durumu göz önünde bulundurmaları gerekir.

G6PD Enzim Eksikliği

Glukoz 6 Fosfat Dehidrogenaz (G6PD) adı verilen bir enzimin eksikliği sonucu ortaya çıkar. Halk arasında favism veya bakla hastalığı olarak da bilinir. Hastalık tanısı genellikle hastanın bakla yemesinin ardından, çeşitli enfeksiyonlar sonucunda veya ilaç kulllanımından sonra ortaya çıkar. Bu enzim, hücrelerde gerçekleşen temel eylemlerden biri olan anabolik glikolizde görev alır. Sağlıklı bir glikoliz döngüsünde hücreler için gerekli enerji yani ATP adı verilen molekül üretilir. Ayrıca hemoglobin ve hücre proteinleri oksidatif etkilerden korunmuş olur.

Enzimler kimyasal reaksiyonların hızla oluşmasını sağlayan adeta anahtar görevi gören moleküllerdir. Eksikliklerinde, görev aldıkları reaksiyon gerektiği şekilde gerçekleşmez ve sorunlar ortaya çıkar. G6PD enzimi olmadığında da ne hücrelerin ihtiyacı olan enerji gerektiği kadar karşılanabilir ne de hücreler oksidatif etkilerden gerektiği kadar korunabilir.

Alyuvarlar oksidatif etkiden korunamadığı zaman, hemoglobinin içinde bulunan demir elementi kimyasal olarak +2 yükünden +3 yüküne geçer. Buna oksitlenme denir. Bu durumda hemoglobinin yapısı değişir ve yeni oluşan molecüle methemoglobin adı verilir. Bu maddenin rengi kırmızı değil artık mavidir. Bu sebepten methemoglobini fazla olanlarda, ileri derecede G6PD enzim eksikliği hastalarının kanında kırmızılık yerine kırmızı ve mavinin karışımıyla oluşan kahverengilik görülür. Methemoglobin hemoglobin gibi oksijen taşıyamaz çünkü zaten oksitlenmiştir. Bu sebepten hücrelere gerekli oksijen gidemez.

G6PD enzimi NADPH üretiminde görev alır. NADPH ise yağ asitlerinin sentezinde, karaciğer fonksiyonlarında görev aldığı gibi glutatyon adı verilen bir maddenin üretiminden de sorumludur. Glutatyon hücreleri oksidatif strese karşı korur. Bir diğer deyişle, oksitlenmemesi gereken maddelerin oksitlenmesini engeller. Örneğin methemoglobinin (mavi) hemoglobine (kırmızı) çevrilmesinde görevlidir. Bu ayrıntı gibi görülebilecek zincirleme bağlantılar, metabolik ve hemalotik işleyişin sürdürülmesi açısından oldukça önemlidir.

G6PD enzim eksikliği özellikle alyuvarları ve beraberinde diğer hücreleri etkiler ve hastaların yaşamını büyük ölçüde kısıtlar. Hastalar özellikle bazı maddelerden ve ilaçlardan uzak durmalıdır. Örneğin sıtma tedavisinde kullanılan ilaçlar G6PD enzim eksikliğinden muzdarip bireylerde ölümcül sonuçlara yol açabilir. Dolayısıyla iki hastalığa birden sahip bireyler (Özellikle Afrika ve Güney Doğu Asya bölgelerinde) büyük sorunlar çekmektelerdir. G6PD enzim eksikliğinin bakla ile alakası ise, bu enzimin eksikliğinde alyuvarların bazı maddelerle karşılaşınca yıkılmasından kaynaklanır. Özellikle sülfat içeren maddeler veya naftalin gibi oksidan maddeler hastalığın ortaya çıkışını sağlar. Bakla da içeriğindeki yüksek sülfat oranı sebebiyle G6PD enzim eksikliğini ortaya çıkartan unsurlardandır.

Kaynaklar:

  1. “Glukoz 6 Fosfat Dehidrogenaz Enzim Eksikliği Tanı ve Tedavi Kılavuzu’’, Türk Hematoloji Derneği
  2. Geissler C., Singh M., “Iron, Meat and Health”, Nutrients, 2011
  3. “Orak Hücre Anemisi Tanı ve Tedavi Kılavuzu”, Türk Hematoloji Derneği

Yazar: Biyokimya Müh. Gökçe Su Geçmen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir