Montessori Roman Havası Oynar mı?

Montessori, roman havası… “Ne diyor bu adam yahu!” dediğinizi duyar gibiyim. Buraya nereden geldim, zihnimde birbiri arasında çok uzak mesafe olan iki kavram nasıl bir araya geldi kısaca bahsedeyim.

Şimdi ben buraya nasıl geldim? Durun, anlatayım.

Rutin bir gün bitimiydi. Okuldan eve yorgun adımlarla yürüyordum. Yolumun üzerinde bir anaokulu var. Bu anaokulu dışarıdan oldukça güzel görünüyor. Kendini ifade ettiği afişlerde Montessori metodu ile eğitim verdiğini, öğrencilere 21. yüzyıl becerileri kazandırdığını falan söylüyor. Eve dönerken o okulun yanından geçmeyi ve öğrencileri, durumu gözlemlemeyi sevdiğim için yolumu da genellikle oradan geçiriyorum. Okula yaklaştıkça berbat bir müziğe doğru yaklaştığımı hissediyorum. Bu gerçekliğe hazır olmadığım için muhtemelen, içimden bir ses bu sesin okuldan gelemeyeceğini, bir arabanın içinde çaldığına ikna olmaya çalışıyordu. Ama okulun yanına geldiğim zaman, zihnim bu gerçeklik ile yüzleşmek zorunda kalmıştı. Okulun içinden-itiraf etmeliyim ki kulağımı tırmalayarak- şu şarkı duyuluyordu; (içinizde çalmasına sebep olduysam afedersiniz.)

"Düşmanlarla yarışırız
Para çok para çok
Mankenlerle yarışırız
Güzeliz çok çok
Bütün gözler üstümüzte

Çekemeyen çok çok
Fiyakalı arabamız var
Havamız çoook

Para bizde şöhret bizde
Sizde ne var söyle söyle
Hayat bizde herşey bizde
Sizde ne var haydi söyle

Çakallara yarışırız
Para çok para çok
Sosyeteye karışırız
Kaliteyiz çok çok
Ailemiz zirvede
Markayız çok çok
Bomba gibi geliyoruz
Ezeriz çoook

Para bizde şöhret bizde
Sizde ne var söyle söyle
Hayat bizde herşey bizde
Sizde ne var haydi söyle

Para bizde şöhret bizde
Sizde ne var söyle söyle
Hayat bizde herşey bizde
Sizde ne var haydi söyle"

Zihnimde bir öğretmenin neden çocukları bu müzikal garabet ile baş başa bıraktığını anlamaya yönelik sorular ile eve doğru yürüdüm. Zihnimin bir tarafı “Aman canım, altı üstü öğretmen (?) çocuklar eğlensin diye bir şarkı (?) açmış.” derken, zihnimin diğer tarafı “Bir öğretmen nasıl olur da sınıfına bu şeyi sokar?” diye düşünüyordu.

Bilirsiniz, çocukken edindiğimiz izlenimler bizi yaşam boyu takip eder, kişiliğimizi şekillendirir. Çocuklukta dinlediğimiz bir şarkı, okuduğumuz bir kitap, annemizin-babamızın bize söylemiş olduğu bir söz zihnimizin bir yerinde öylece durur, ve hiç beklemediğimiz bir zamanda çıkıverir ortaya. Eğer ki bir çocuğa çok paraya sahip olmanın, şöhretin, mankenlerle yarışmanın, sosyeteye karışmanın, fiyakalı arabaya sahip olmanın önemini vurgulayan bir şey dinletiliyorsa oradaki eğitimin niteliği hakkında ciddi sorunlar var demektir. Zira okul öncesi eğitimin niteliği katı bir programın var olmayışı sebebiyle büyük ölçüde kurum-öğretmen vizyonu ile doğrudan ilişkilidir.

Nedir bu Montessori çılgınlığı?

Immm, demek harika çocuk. Benim çocuğum neden harika olmasın? Bir çocuğu “harika” kılan şeyin ne olduğu muamma lakin. 

Montessori ismini son birkaç yıldır yoğun biçimde duyuyor olsak da Montessori metodunun oldukça eski ve çocuk eğitiminde temel yaklaşımlara dayanan bir felsefesi var. (Montessori metodu ile ilgili detaylar bu yazının kapsamını aşıyor. Ancak konuyla ilgili daha önce yazılar yazmıştık.) Ancak günümüzde Montessori metodu ile eğitim almanın “dahi” (?) çocuk yetiştirmenin bir anahtarı olduğu, çocuk anaokuluna gidecekse kesinlikle Montessori anaokuluna gitmesi gerektiği gibi reklama dayalı, sıklıkla temelsiz verilere dayanan bir algı oluştu. Bu algının sonucu olarak da olayın ticari boyutundaki işletmeler birer birer bu etikete sahip olmanın yollarını aramaya başladılar.

Bu noktada ebeveynlerin en temelde şunu iyi kavraması gerekiyor ki hiçbir okul, ya da eğitim yaklaşımı çocuğunuzu bir dahiye çevirecek sihirli değnek değildir. 

2017 yılında İzmir’de bir anaokulunda yaşanan ihmal sonucu hayatını kaybeden Alperen’in ardından bir annenin söyledikleri sektörün durumuna dair geniş bir analizi içeriyor.

Ticari işletmelerin daha fazla kar prensibi ile toplumsal algıları takip etmesi, sahip olmadıkları niteliklere sahip olduğunu iddia etmesi büyük ölçüde olağan, sektörde sıkça rastladığımız ve doğal olarak algılanan bir durumdur. Bu noktada veliye bazen onu da aşan bir sorumluluk düşüyor; “Bu anaokulu gerçekten nitelikli bir anaokulu mu?” Bu elbette ki her velinin kendine defalarca kez sorduğu ve yanıtlamakta güçlük çektiği bir sorudur. (Konuyla ilgili bir yazı için: İyi bir anaokulu seçmek: Dikkat Edilmesi Gerekenler) Şüphesiz ki her anne-baba çocuğunun en iyi düzeyde eğitim alacağı bir anaokulunu seçmek ister. Ancak görünen o ki sektördeki bu karmaşık tablo anne-babaların kolayca manipüle edilebilmesine olanak sağlıyor.

Dipnot: Bu yazının yazılış amacı bir kültürel grubun sahip olduğu ürünleri aşağılamak değildir. Bahse konu içeriğin eğitim kurumunda yeri olmadığına yönelik kişisel bir görüştür. 

Mustafa Özkara

Dokuz Eylül Üniversitesi, Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde Özel Eğitim Öğretmenliği lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde Özel Eğitim yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir