Tüm boyutlarıyla disleksi

Disleksi nedir?

Disleksi (okuma güçlüğü) özgül öğrenme güçlüklerinden biri olan, bireyin okumayı daha geç öğrenmesi, okurken normalden çok daha fazla efor sarfetmesi gibi durumlara sebep olabilen ve zeka ile ilişkisi olmayan gelişimsel bir bozukluktur.

Disleksi tanımlanırken “zeka ile ilgili olmama” noktası sıkça vurgulanır, disleksiye sahip bireyler ortalama veya ortalama üstü zekaya sahiplerdir. Disleksiye sahip olan bireyin “düşük zekaya sahip” olarak etiketlenmesi kadar “dahi” olarak etiketlenmesi de bir o kadar riskli ve sorunlar yaratmaya gebe bir durum olduğu için bu noktanın özellikle göz önünde bulundurulması gereklidir.

Disleksinin nedenleri

Disleksinin nedenleri söz konusu olduğunda tek bir noktaya odaklanmak oldukça güçtür. Disleksinin en baskın sebeplerinden birisinin genetik olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar alanyazınında var olsa da genetik, çevre ye biyolojik birçok etmenin disleksinin varlığına sebep olduğu düşünülmektedir.

Disleksi belirtileri

Öğrenme güçlüğüne sahip bireyler farklı gelişim dönemlerinde (okuma öncesi ve okuma dönemi olarak) farklı alanları etkileyen belirtiler gösterebilirler. Bu sebeple belirtilerin okul öncesi dönem ve okul dönemi olarak sınıflandırılması durumun anlaşılması açısından daha sağlıklı olacaktır.

Okul öncesi dönemde disleksi belirtileri

Disleksinin bir okuma bozukluğu olması sebebiyle ilköğretimin 2. yılından önce tanılanamayacağı ve anlaşılamayacağı gibi bir görüş hakimdir. Buna rağmen kimi belirtilerin okul öncesi dönemdeki varlığı disleksiye işaret edebilir ve çocuğun erken tanı almasını sağlayabilir.

  • Konuşmada belirgin bir gecikme olması.

  • Sağ-sol, yer-yön kavram ve durumlarında karışma.

  • İnce motor becerilerde (makas kullanma, ayakkabı bağlama, kalem tutma, düğme ilikleme vs.) yetersizlik.

  • Konuşma esnasında kimi kelimelerin telaffuzunda hatalar.

  • Akranlarına oranla daha dar bir kelime dağarcığına sahip olma.

Okul döneminde disleksi belirtileri

Eğer çocuğun okul öncesi dönemde sergilediği davranışlar disleksi bağlamında değerlendirilmemiş ise okul döneminde dikkati çekecek güçlü belirtiler disleksinin fark edilmesine sebep olur. Sınıf öğretmenlerinin belirtilerden hareket ederek yaptıkları bildirimler bozukluğun tanılanması açısından standartlaştırılmış testler kadar net veriler sunabilmektedir. Bu sebeple bireyin disleksiye sahip olduğu düşünülüyorsa mutlaka sınıf öğretmeni ile görüşme yapılmaldıır.

Bireyin okul döneminde gösterdiği şu belirtiler disleksiye işaret eder:

  • Bireyin alfabeyi öğrenmede akranlarından geride kalması.

  • Okuma öğrenildiğinde yavaş ve çokça hata içeren okuma deneyimi.

  • Bozuk bir imla kullanımı. (Kimi kelimelerin yanlış yazımı, büyük harflerin yokluğu, noktalama işaretlerinin yanlış kulanımı veya kullanılmaması.)

  • Okuma gerçekleştiğinde okuma parçası ile ilgili yetersiz bilgiye sahip olma, parçanın büyük bir kısmını anlayamama.

  • Okumanın olması gerekenden çok daha fazla çaba gösterilerek yapılması.

  • Okurken hecelerin yerlerinde sorunlar, heceleri atlama (şişe kelimesinin şeşi gibi okunması gibi)

  • Birbirine benzeyen harflerin okunmasında ya da yazılmasında sorunlar. (b,d, p, harflerinin karışması)

  • Bazı harflerde veya yazının büyük bölümünde ayna görüntüsü şeklinde yazım.

  • Sayfa düzenini kullanmada, sayfa çizgilerini kullanmada zorluk, yazı büyüklüklerinde dengesizlik. Sıklıkla yükselen ve alçalan yazma deneyimi.

  • Bir kompozisyon yazımı sürecinde düşüncelerin organize edilmesinde güçlükler. Dağınık bir düşünsel yazı arkaplanı.

  • Süregelen kas koordinasyon sorunları, “sakar” olarak tabir edilen kimi davranışlar. (Ancak bu kas koordinasyon sorunları ve sakar davranışlar ergenlik döneminde hızla gelişen kaslar sebebiyle olağandır.)

Disleksi hakkında yaygın yanlış inanışlar

Özellikle merkez medya kuruluşları tarafından bilgisiz kişiler tarafından yazılmış birçok yazı disleksi ve diğer bozukluklar hakkında yanlış inanışlar oluşmasına sebep olmaktadır. Merkez medyanın bu tavrı her ne kadar durum hakkında farkındalık yaratmaya sebep olsa da öte yandan yanlış inanışların topluma yerleşmesine sebep olmakta, özel gereksinimli birey ve aileler üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Medya temelli yanlış inanışların bir kısmı şöyle;

  1. Disleksiye sahip olan kişiler dahidirler: Disleksi daha önce belirtmiş olduğumuz gibi disleksi zeka düzeyinden bağımsız bir bozukluktur. Bireyin disleksi tanısı alabilmesi için normal veya üstü zekada olması gerekir. Bu sebeple bu yargı doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir. Medyada ve internette yayınlanan yazılarda bu yargıyı besleyen en önde gelen durum Albert Einstein, Leonardo da Vinci, Walt Disney gibi isimlerin disleksiye sahip olmalarıdır. Ancak bilinmelidir ki normal zekaya sahip birçok disleksik birey de vardır. Disleksiye sahip bireylerin bu şekilde dahi olarak tanımlanmaları birey ve aileyi en olumsuz etkileyecek yanlış inanışlardan birisidir. Disleksik bireyin dahi olarak tanımlanması toplum, okul ve ailenin bireyden beklentilerini artıracak, beklentileri karşılayamayan bireyin sosyal yaşantısında ve psikolojisinde ciddi sorunlar oluşacaktır.

  2. Disleksi tedavi edilebilir bir hastalıktır: Öncelikle şunun altını çizmeliyiz ki disleksi bir hastalık değildir. Hastalık ifadesinin kullanımı disleksinin herhangi bir tıbbi müdahale ile geçebileceğini, bireyin bu bozukluktan tamamen kurtulacağının algısını oluşturmaktadır. Oysa ki disleksinin tamamen “iyileşmesine” sebep olabilecek bir tıbbı tedavi yoktur ve alternatif tıp uygulamalarının disleksi üzerinde olumlu etkilerinin olduğuna dair hiçbir çalışma yoktur. (Psikiyatrların uygun gördükleri durumlarda disleksinin getirmiş olduğu güçlüklerin azalmasına sebep olabilecek ilaçların kullanımına karar verebileceklerinin altını çizmek gerekiyor.) Bu sebeple disleksi için yaşam boyu süren bir bozukluk ifadesini kullanmaktayız. Ancak bu ifade disleksiye sahip olan bireyin disleksinin getirmiş olduğu güçlüklerden kurtulmayacağı anlamına gelmez. Birey eğitim hayatının getirmiş olduğu deneyim, almış olduğu özel eğitim hizmetleri, veya kendi geliştirmiş olduğu stratejiler ile okuma-yazma becerilerini ileriye taşıyabilir ve akranlarına yakın bir akademik başarıya ulaşabilir.

  3. Disleksiye sahip olan bireyler bu durumu görsel olarak üst düzey performans göstererek telafi ederler: Sanırım bu yaygın yanlış inanışın sebebi de Aamir Khan’ın yönetmenliğini yaptığı Türkçe’ye Yerdeki Yıldızlar ve Her Çocuk Özeldir adıyla çevrilen Taare Zameen Par isimli film. Şüphesiz ki disleksi herhangi okuma-yazma dışında herhangi bir alanda üst düzey performans göstermeye engel bir bozukluk değildir. Ancak bu inanış her disleksik bireyden bir alanda üst düzey performans beklentisini beslemekte, bireyi ve aileyi olumsuz etkilemektedir.

  4. Disleksi bir görme sorunudur, bu sebeple d-b ve p-b harflerini okurken veya yazarken karıştırırlar: Disleksinin bir görme sorunu olmadığı birçok bilimsel çalışma ile kanıtlanmıştır. Bu bireyler normal bir şekilde görmekte ancak işlemleme ve sağ-sol algılamalarında sorunlar yaşadıkları için harfleri ayna görüntüsü şeklinde yazabilmektedirler.

Disleksiye sahip bir çocuğu olan ebeveynlere öneriler

  1. Erken tanı önemlidir: Disleksi belirtileri okuma-yazma üzerine odaklandığı için ilköğretimin ikinci veya üçüncü yılında farkına varılan bir bozukluktur. Ancak bu zamana değin kendine özgü bir eğitim almayan disleksik bir birey akranlarından akademik anlamda geride, sosyal ilişkileri kötü, özgüveni tahrip edilmiş ve akademik konularda isteksiz bir profildedir. Çocuğun bu durumları yaşamaması için ailenin okul öncesi dönem belirtileri hakkında duyarlı olmaları ve öğretmen görüşlerine başvurmaları önem taşımaktadır.

  2. Haklarınızı öğrenin: Disleksiye sahip olan bireyler özel gereksinimli bireylerdir ve eğitim ortamlarında ihtiyaç duydukları çeşitli düzenlemeler ve hakları milli eğitim mevzuatlarınca korunmaktadır. Bu eğitsel düzenlemeler ve destek eğitim hizmetleri çocuğun potansiyelini gerçekleştirmesi açısından kritik önemde olduğu için ailelerin çocuğun haklarını öğrenmeli ve okul yönetiminin bunları sağlamak konusunda yetersiz-isteksiz kaldığı durumlarda müdahale etmelidirler.

  3. Asla suçlayıcı bir üslubu benimsemeyin: Şüphesiz ki ebeveynler akademik başarıyı önemserler, ki bu oldukça olağan bir durumdur. Ancak çocuğun akademik başarısızlığı sebebiyle eleştirmeyin-suçlamayın. Bu tutum hiçbir koşulda işleri daha iyi yapmayacağı gibi çocuğun okula dair tutumlarının olumsuz hale gelmesine sebep olabilir.

  4. Okul ile işbirliği içinde olun: Çocuğun alıyor olduğu destek eğitim hizmetlerinin niteliğini önemseyin. Sık sık çocuğun öğretmeni ile görüşerek onun izlenimlerini edinin, ona daha yararlı olacağını düşündüğünüz yöntemleri paylaşın.

Bu gönderiyi paylaş:

Mustafa Özkara

Dokuz Eylül Üniversitesi, Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde Özel Eğitim Öğretmenliği lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde Özel Eğitim yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir