Sıbyan mekteplerinin dünü, bugünü. Neden karşıyım?

Dünden bugüne sıbyan mektepleri

Sıbyan mektepleri, Osmanlı’da ilköğretim okulu düzeyinde eğitim veren, çocukların 5-6 yaşında dahil olduğu 13-15 yaşında ise bitirdiği, okuma-yazma, basit düzeyde hesap işleri gibi becerilerin kazandırıldığı, ahlak, ibadet, Kur’an eğitimi gibi dini içeriklerin de verildiği okullardı. Bahse konu sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapmak için kurumsal olarak öğretmen yetiştiren kurumlar ise yoktu. Camide çalışan din görevlileri (imam, müezzin vesaire), ölmüş bir öğretmenin uygun niteliklere sahip olan oğlu, biraz okuma-yazma kabiliyeti olan kişiler, hafız olan bazı okumuş kadınlar gibi çeşitli niteliklerde kişiler bu okullarda öğretmen olarak çalışmışlardır.

Sıbyan mekteplerinde çalışan kişilerin niteliklerine baktığımız zaman temelde dini niteliklerin yoğunlaştığını görürüz. Osmanlı’da temel eğitimin dini içerikte olmasının bunda şüphesiz etkisi var.

Sıbyan mektepleri 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat kanunu çerçevesinde kapatılmıştır.

Günümüzde Sıbyan Mektepleri

Sıbyan mektepleri (her ne kadar resmi olarak isimleri 4-6 yaş Kur’an kursları olsa da, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş bu kurumları Sıbyan mektepleri olarak tanımlıyor. Kaynak: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş – İhya TV’de yayınlanmış olan İhya Öncüleri programı) olarak bilinen 4-6 yaş Kur’an Kurslarının temeli, 2013-2014 yılında pilot olarak 10 ilde başlatılmış uygulamanın, 2015 yılında Diyanet’in almış olduğu fiziki şartları uygun olan durumlarda yaygınlaştırılması kararına dayanıyor. 2015 yılında alınmış olan karar sonrasında bu okullar hızlı bir ilerleme kaydetti ve sıbyan mekteplerinin sayıları 2000’in üzerine çıktı, öğrenci sayısı ise 55.000’i aştı. (Kaynak: Gaye Usluer’in Diyanet’e yöneltmiş olduğu araştırma önergesi – Tarih: Haziran 2016)

Sıbyan mektepleri her ne kadar tam anlamıyla dini bilgiler ve Kur’an öğretimine dayandırılan bir programa sahip olsa da resmi okul öncesi kurumlarına alternatif olarak gösteriliyor.

Sıbyan mekteplerinde uygulanan program

Diyanet İşleri’nin 2014 yılında yayınlamış olduğu Kur’an Kurslar Eğitim Programı isimli belgede programın esasları paylaşıldı. Programın hazırlanmasında emeği geçen kişiler arasında ağırlıklı olarak imam, Kur’an kursu öğreticisi, İlahiyat fakültesi öğretim üyeleri gibi dini temelli kişiler yer alıyor. 

Programın öngördüğü eğitim süresi haftada 18 saat, programın alt ögelerinde ise 12 saat dini bilgiler ve 6 saat Kur’an öğretimi yer alıyor. Programda sevgi, merhamet, görev, sorumluluk, adalet, sabır gibi değerlerin yanı sıra dua, peygamber, vatan, dini bayramlar gibi kavramlar İslam çerçevesinde aktarılıyor. Bu değer ve kavramların altında listelenmiş olan kazanımlar ise neredeyse tamamen soyut kazanımlardan oluşuyor. (Belgeye ulaşmak için tıklayın.)

Sıbyan mekteplerinde çalışan personelin niteliği

Her ne kadar ülkemizde önemsenmiyor olsa da çocukların eğitimi ciddi bir akademik arkaplan gerektiren bir uygulamadır. Okul öncesi eğitimin önemini kavramış toplumlarda okul öncesi öğretmenleri yetiştiren kurumlar öğretmen adaylarına ciddi bir akademik arkaplan sağlamakta, lisans düzeyinde dahi çeşitli bilimsel kaynaklar üretmeleri sağlanmaktadır.

Milli Eğitim’in uygulamakta ısrarcı olduğu ücretli öğretmenlik uygulaması ya da özel sektörde gerekli eğitimsel arkaplana sahip olmayan kişilerin çalıştırılması gibi durumlar sebebiyle Türkiye’de okul öncesi eğitimin niteliği hakkında ciddi soru işaretleri var.  

Bahse konu Sıbyan mekteplerinde çalışan kişilerin mesleki niteliklerine değinecek olursak, herhangi bir eğitim koşulu aranmadığını görüyoruz. Yani Diyanet’in açmış olduğu sertifika programlarını (uzaktan eğitimle olsa dahi) tamamlamış olan herhangi biri bu kurumlarda çalışabiliyor. Bu sertifika programının ne düzeyde bilgi sağladığı, bu yaşta çocukların psikolojisini anlamaya katkı sağlayıp sağlamadığı, veya bahse konu kurumlarda çalışabilmek için yeterli formasyonu olmayan kişilere öğretmenlik yapabilecek beceriyi sağlayıp sağlamadığı ise büyük bir soru işareti. 

Bir Sıbyan Mektebi öğrencisi ve Mısır’da darbe karşıtı gösterilerde İhvan hareketi kaynaklı ortaya çıkan Rabia işareti.

Sıbyan mektepleri uygulamasına neden karşıyım?

Peşinen not: Bu başlık altında şahsi fikirlerimi altta listelemeye çalışacağım. Yapılacak yorumlarda bilimsel itirazların her biri kabulümdür. Ancak gelebilecek yorumları tahmin edebildiğim için, hakaret ve tehdit içeren yorumlarda yasal yollara başvuracağımı eklemek durumundayım.  

  1. Çocukların eğitimi ciddi bir arkaplan gerektirir: Okul öncesi dönemdeki çocukların eğitimi herkesin yapabileceği, basit niteliklerle yapılabiecek bir iş değildir. Okul öncesi eğitim alanında çalışan kişilerin nitelikli bir eğitim verebilmelerinin en temel koşulu çocuk psikojisi, aile eğitimi, eğitim programları ve uygulamaları, çocuk edebiyatı, çocuk ruh sağlığı gibi birçok alanda birikime sahip olması gerekliliğidir. Bahse konu sıbyan mekteplerinde çalışan kişilerin çocuk eğitimi konusunda hiçbir formasyona sahip olmamalarının yanı sıra onlara sağlanan sertifika programının geçerliliği, katılımcılara ne gibi beceriler sağladığı, kişilerin becerileri edinmesinin nasıl ölçüldüğü konularda soru işaretleri vardır. Dolayısıyla bu kurumlarda çalışan personel okul öncesi eğitim konusunda gerekli arkaplana sahip değillerdir. 
  2. Program pedagojik ilkelere uygun değildir: Diyanet’in yayınlamış olduğu program ezberci nitelikte, okul öncesi dönem çocuğunu gelişim ilkelerine uygun olmayan, çocuğun anlayamayacağı soyut kazanımlardan oluşmaktadır. Ünitede yer alan 90 kazanımdan 40’ı “söyler” şeklinde kazanımlardır. Bu kazanımlarda belirli kavramların tanımlarını söyleme şeklinde yansımalar vardır. Dolayısıyla programın ezberci olması şeklinde ifade ettiğim durum bu yaklaşımın altını çizmektedir. Ayrıca program detaylandırılmamış, çerçeve halde bırakılmış, uygulamacılara geniş bir uygulama boşluğu yaratılmıştır. Bu durumun çok vahim sonuçlara gebe olduğu açıktır. Uygulamacı kendince önemsediği değer ve temaları önplana çıkaracak, ya da verilmiş olan etkinliklerin dışında etkinlikler yapacaktır. Bu durumun sonuçları şimdiden görülmekte, 3 yaşındaki çocuklara zikir çektirilmesi, Hz. Muhammed’in sakalını temsilen kavanozun öptürülmesi gibi, hiçbir pedagojik savunması olmayan, yaratıcılığı baltalayan garip uygulamalar ortaya çıkmaktadır.
  3. Sıbyan mekteplerinde denetim boşluğu vardır: Sıbyan mektepleri olarak ifade ettiğimiz bu kurumların yasal dayanakları yeterince belirlenmemiş, denetiminin kimler tarafından, nasıl, hangi ölçütlerce gerçekleştirileceği bir boşluk olarak önümüzde durmaktadır. Sınıftaki uygulamaların çocuğa sağlayacakları yalnızca uygulamacının inisiyatifindedir.
  4. Sıbyan mektepleri sosyoekonomik sınıflar arasındaki farkları derinleştirmektedir: Okul öncesi dönemde eğitimin temel amaçlarından birisi de sosyoekonomik olarak alt düzeyde yer alan çocukların ilköğretimde diğer sosyoekonomik düzeyden gelen çocuklar arasındaki farkları azaltmaktır. Okul öncesi programları çocuğu ilköğretime hazırlayarak, akademik olarak daha başarılı bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunur. (Okul öncesi eğitim almış bireylerin akademik başarılarının almayanlara göre daha üst düzeyde olduğunun altını çizen birçok araştırmaya alanyazınında ulaşmak mümkündür.) Sıbyan mekteplerinde uygulanmakta olan program bir bütün halinde çocuğun gelişimini desteklemekten uzak, yoğun bir şekilde bilişsel ve duyuşsal kazanımlara ağırlık veren niteliktedir. Çocuğun gelişim alanlarının yeterince desteklenmiyor oluşu çocuğun ileride okula uyumunu ve başarısını olumsuz etkileyebilecek bir durumdur.
  5. Öncelikle Arap alfabesinin öğrenilmesi olumsuz öğrenme yaşantılarına sebep olabilir: Sıbyan mekteplerinde uygulanmakta olan programın bir kısmını Kur’an öğretimi oluşturur. Dolayısıyla 4-6 yaş arasındaki çocuklara Latin alfabesi öğretilmeden Arap alfabesi öğretilmektedir. Öncelikle Arap alfabesi ile okumayı öğrenmiş çocukların ileride akademik becerilerinin ne düzeyde etkileneceği, Latin alfabesi ile okuma yazma öğreniminde ne gibi zorluklarla karşılaşacakları belirsizdir, bu konuyla ilgili bilimsel çalışmalar henüz yapılmamıştır. Sınıf öğretmenlerinin bildirimlerine göre bu çocuklar okuma-yazmayı edinmekte güçlükler yaşamaktadırlar.
  6. Niteliksiz personel çocuğun psikolojisinde onarılması güç sorunlar oluşturabilir: Programda her ne kadar cennet-cehennem, sevap-günah, ölüm gibi kavramlara değinilmemiş olsa da bu konulara çocukların ilgi duyduğu, programın çizgilerinin net olmaması sebebiyle uygulamacının bu alanlara girebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Çocuk psikolojisi hakkında yeterince bilgisi olmayan uygulamacıların bu konularda çocuklar üzerinde korku ve endişe yaratabilecek söylemlere değinmesi olası görünmektedir. Konu ile ilgili bilimsel çalışmalar henüz yapılmadığı için çeşitli basın kurumlarından elde edilmiş verilerle uygulayıcıların insan resim çizmelerinin günah olduğu, kadınların çalışmasının günah olduğu gibi söylemler geliştirmekte oldukları, bunun çocuklardaki yansımalarının ciddi psikolojik sorunlar olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
  7. Sıbyan mekteplerinde uygulanmakta olan program özel gereksinimli bireyleri yok saymaktadır: Okul öncesi dönem birçok psikolojik durumun erken işaretlerinin görüldüğü, çocuğun ileri yaşamını etkileyebilecek durumlarda erken müdahalede şans veren bir dönemdir. Bireyin özel gereksiniminin fark edilip, tanılanması ve erken eğitim müdahalelerine başlanması açısından bireyin almış olduğu eğitim kilit roldedir. Sıbyan mekteplerinde uygulanmakta olan program özel gereksinimli bireyler için herhangi bir uyarlama içermediği gibi, eğiticilerin almış olduğu sertifika programının niteliği göz önünde bulundurulduğunda özel gereksinimlerin fark etmesi ve bu bireyler için eğitsel düzenlemeler yapması mümkün görünmemektedir.
  8. Doğrudan din eğitimi çocuğun gelişimsel özelliklerine uygun değildir: Doğrudan dini kaynaklı eğitimin pedagojik ilkelere uygun olmadığına yukarıda kısmen değinmiştik. Bu maddede o kısmı biraz açalım. Okul öncesi dönem Piaget’in Bilişsel Gelişim Yaklaşımı’na göre işlem öncesi dönemdedir. Kısaca değinecek olursak işlem öncesi dönemdeki çocuk soyut kavramları tam olarak anlayamayan, nesne ve durumların tek yönüne odaklanabilen, durumlar arası neden-sonuç ilişkilerini tam olarak kavrayamayan bir profildedir. Dolayısıyla okul öncesi döneme din ve içermiş olduğu soyut kavramların çocuk tarafından doğrudan anlaşılmasını beklemek beyhude olduğu kadar zararlı sonuçlar doğurabilecek bir eylemdir.
Bu gönderiyi paylaş:

Mustafa Özkara

Dokuz Eylül Üniversitesi, Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde Özel Eğitim Öğretmenliği lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nde Özel Eğitim yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir